27 Haziran 2009 Cumartesi

Placebo ve Akılda Kalanlar.


Depeche Mode konserinin iptali ile hayal kırıklığı yaşayan bir çok Placebo hayranı, konsere sayılı saatler kala aldıkları bana göre tamamen düzmece! Daha fazla bilet satma amaçlı bir günlük erteleme mesajı ile kısa süreli de olsa bir şok yaşadılar.

Olumsuzluklardan bahsetmek istemiyorum çünkü son zamanlarda gittiğim en güzel ve en kaliteli konserdi. Başlarda eski baterist Steve Hewitt'in ayrılmasına üzülen ve yeni baterist Steve Forrest'e fazlasıyla soğuk bakan ben, gördüklerim karşısında hayranlığımı gizleyemedim çünkü sahnede bateristten çok bir fenomen vardı. Sarı saçları, yerinde bir dakka duramayan tarzı ve vücudunun nerdeyse tamamına yakınını kaplıyan dövmeleriyle tam bir sahne adamı olduğunu tüm izleyenlere kanıtladı ve yanıldığımı görmekten dolayı son derece mumnun kaldım.

Brian Molko'dan bahsetmeden olmaz. Eşsiz sesinin yanında verdiği mesajlarlada dikkat çekti gece boyunca. Yeni albümünde yer alan "Happy Your Gone" adlı şarkısı için söylediği "Bu şarkıyı Paris'te yazdım ama Kimseye değil" sözü bence bir yerlere açık bir mesaj olarak gitti. Bunun dışında rock müziğin doğasında varolan savaş karşıtlığı da yaptığı vurgulardan bir tanesiydi.

Konserde ciddi bir kalabalık olsada hınca hınç dolmama sebebinin ciddi bir organizasyon hatası olduğu da çok açık. Muhtemelen takvimdeki boş gün Salı'yı işaret ettiği için haftaiçine denk getirildi. Fakat bu coğrafyanın kültürüde bu, haftaiçi eğlenmek bize göre değil.

Son olarak, bir daha ne zaman gelirler bilinmez ama geldiklerinde benim yine orada olucağım kesin, en kısa zamanda tekrar gelmeleri dileğiyle.

23 Haziran 2009 Salı

Beşiktaş'lılık Duruşu!



Ağızlara sakız olan ve ilk duyduğumda çok hoşuma giden bu söz son zamanlarda midemi fazlasıyla bulandırdı. O kadar yerli-yersiz kullanılır oldu ki, artık benim için itici ve duyduğumda yine altından saçma sapan bir konu başlığı çıkacaktır diyerek beklediğim paronayak bir ruh haline bürünmüş vaziyetteyim artık!

Öncelikle benim anladığım "Beşiktaş'lılık duruşu" nedir? Bence "Beşiktaş'lılık duruşu" her zaman haklının yanında olabilmeyi, "halkın takımı" söylemlerini kulak ardı etmeyip halk gibi düşünebilmeyi, verdiğin sözün arkasında durabilmeyi, hata yaptığı anda özür dileyebilecek erdeme sahip olmayı, olaylara sadece kendi bakış açısıyla değil! Doğru olan bir ortak açıdan bakabilmeyi, iyi gün-kötü gün ayırt etmeden destekleyebilmeyi, haksızlıklara karşı sesini yükseltebilmeyi, sosyal ve toplumsal olaylara sessiz kalmamayı, şerefli ikinciliklerle sevinebilmeyi vs vs vs gibi uzatabiliceğim bir çok benzer düşüncenin uygulamasıdır!..

Dananın kuyruğunun koptuğu ve beni çıldırtan nokta ise mevcut Beşiktaş yönetiminin her sıkıştığı anda bu cümleye sarılıp kendilerini aklama çabaları! Taze olduğu için son Mehmet Topuz transferinden yola çıkıcak olursak, her ne şartta olursa olsun. İster dayatmalarla, ister kendi rızasıyla yapmış olduğu "Beşiktaş'lıyım" açıklamalarından sonra Fenerbahçe'ye imza atışına sevgili yöneticilerimizden biri "Beşiktaş'lı duruşuna sahip değilmiş" yorumunu yapmayı kendinde hak hissetti! Peki bende soruyorum kulübüyle anlaşmadan futbolcu ile anlaşmak "Beşiktaş'lı" duruşu mu? Yada "ligden çekiliyoruz" diyip diğer hafta as kadroyla maça çıkmak "Beşiktaş'lı" duruşu mu? Yada "ben başkan olarak bu kulübün başında olduğum süre zarfında o şahıs! Beşiktaş kulübünü çalıştıramaz" diyip 6 ay sonra öpüşüp, koklaşıp takımın başına geçirmek "Beşiktaş'lı" duruşu mu? Son bir örnekle toparlamak gerekirse, Mehmet Topuz tranferinde köle ticaretinden bahsedilip duruldu. Peki geçen sene bizim Fahri Tatan'ı Konyaspor'a gönderiş tarzımız yada Aydın Karabulut'u zorla Bursaspor'a gönderme çabamız, köle ticaretine girmez mi? Bence girer! Bu yüzden, iğneyi kendimize batırdıktan sonra çuvaldıza bir alıcı buluruz!

Bir kez daha düşündüm, hatta düşünmeden kesin kararımı verdim! "Beşiktaş'lılık duruşu"nu bilmeyen, şampiyonluğumuzu bile yaşamamıza müsade etmeyen bu namıdeğer "EZİK"!! YÖNETİM İSTİFA!